20 Ekim 2013 Pazar

pazar sabahı rutini

Pazar sabahlarını severim. Sevmemin -belki de- tek sebebi, oldukça sakin geçmesi. Ve bir rutin hâline dönüştürdüğüm pazar sabahı etkinliklerim.

Pazar sabahları gözümü dünyaya açtığım gibi kendimi dışarı atmayı seviyorum.

Pazar sabahları, sabah namazından sonra bir köşede -ki bu genelde salondaki üçlü koltuk olur- uyuyakalır, hiç değilse 8'e kadar uyurum.

Pazar... Ailelerin beraberce vakit geçirebildiği tek gün. Diğer günlerin yoğun çalışma saatleri/günleri yüzünden ev ahalisinin birbirinin yüzüne en uzun süre bakabildiği özel gün! Sadece Hristiyanların değil, çalışanların da kutsal günü!

Sabah 8.30: Kendimi evden dışarı atmam gereken en geçkin saat.

Önce mahallenin çıkışına kadar yürüyorum. Saydım, 1668 adım. Mahallenin çıkışındaki çorbacıda kendime tereyağlı maydanozlu tavuk çorbası ısmarlıyorum. Sakin sakin çorbamı içiyor, hemen peşinden de çayımın gelmesiyle mutluluğumu katmerliyorum.

Sonra yürüme faslı tekrar başlıyor. Çorbacıya kadarki yolun muhtemelen bir buçuk katı yol yürüyor ve kahveciye giriyorum.

Kahve, hayatımın vazgeçilmez parçası! Aramıza ayrılıkların girmesine müsaade etmiyorum. Hızlıca da olsa bir fincan kahve içerek başlıyorum güne.

Çalışma günlerimde sabah kahvemi ne kadar hızlı içiyorsam, pazar kahvemi de o kadar yavaş ve o kadar telaşsız içiyorum.

Meselâ sabah yemeği yemiyor, sırf kahve içebilmek için bir şeyler atıştırıyorum. Adı üstünde: "kahve-altı"

Kahveye çalışma günlerimde -Hazreti Şâzilî[1]'nin affına sığınarak- gösteremediğim hürmeti pazar sabahları gösteriyor ve kahveyi sakin sakin, deniz kıyısında korkak adımlarla yürür gibi yudumluyorum.

Diğer günler ipad'den takip ettiğim yazarların gazetelerini satın alıyorum pazar sabahları. Ellerimin gazete kâğıdı ile kararması hoşuma gidiyor.

Bu üç rutini tamamlamam öğlen vakitlerini buluyor. Saat 1-2 arasında toparlanıyor ve o hafta evde içmek üzere kahvemi öğüttürüyor, sonra da tekrar yola koyuluyor, eve kadar yürüyorum.

Evde ise çalışma günlerimde okuduğum kitaplardan, dergilerden ve köşe yazarlarından biriktirdiğim notları temize çekiyor ve böyle sakin bir günün ertesinde yaşanacak 'pazartesi bunalımı'na hazırlanıyorum.

Şimdi müsaadenizle, günün kalan vaktini kitap notlarına ayıracağım.

20.10.2013
15.23

____________

[1] Kahveyi İstanbul'a getiren kişinin Şeyh Ali b. Ömer eş-Şâzilî olduğu rivayet edilir. Başka rivayetler de vardır lâkin Osmanlı dünyasında Şeyh Şâzilî kahvecilerin pîri olarak benimsenmiş hatta kahvehanelere yüzyıllar boyunca "Her seherde besmeleyle açılır dükkânımız / Hazret-i Şeyh Şâzilî'dir pîrimiz üstâdımız" yazılı levhalar asılmış. Bu konu hakkında detaylı bilgiyi Beşir Ayvazoğlu'nun Kahveniz Nasıl Olsun? isimli inceleme kitabından edinebilirsiniz.

---



0 yorum:

Yorum Gönder